Güncel Akış

337
AHESEN Adana’daydı
Genel Başkanımız Dr. Gürsel Özer, Genel Sekreterimiz Dr. Oktay Armağan, İl Temsilcimiz Halil Volkan Tekayak ve değerli hocamız Profesör Doktor Ersin Akpınar; Adana’da bir dizi ziyarette bulundu. Güzelyalı Aile Sağlığı Merkezi, Kurttepe Aile Sağlığı Merkezi, Narlıca 2 Nolu Aile Sağlığı Merkezi, Narlıca Aile Sağlığı Merkezi, Doğalpark Aile Sağlığı Merkezi ve İkibinevler Aile Sağlığı Merkezi’ndeki üyelerimiz ziyaret edildi. Ziyaret sonrası üyelerimiz ve isteyen katılımcılarla birlikte akşam yemeğinde bir araya gelindi ve ailemize yeni katılımlar gerçekleşti. Değerli hocamız Profesör Doktor Ersin Akpınar ve İl Temsilcimiz Halil Volkan Tekayak’a emekleri için teşekkür ederiz.
İçeriği İncele

338
Acı Kaybımız
Beylikdüzü Aile Hekimlerimizden DR. ATİKE ZEYNEP ÜLGENALP yakalandığı amansız hastalığa daha fazla dayanamayıp hayata gözlerini yummuştur. Cenazesi 27 Mart Pazar günü, öğle namazı sonrası, saat 14.00’te, Feriköy Ayşe Sarıgül Camisi’nden kalkacaktır. Tüm sevenlerine başsağlığı diliyoruz.
İçeriği İncele

339
MÜCADELEDEN VAZGEÇMİYORUZ!
İş bırakma eyleminden dolayı İzmir’de iki üyemize hem ceza puanı hem de maaş kesintisi işlemi uygulanmıştır. Üyemiz hakkında hukuk büromuz sendikal faaliyet nedeni ile yapılan eylemlerden dolayı ceza verilemeyeceğine ve ücret kesintisinin de (kazanılan davalar örnek gösterilerek) hukuka aykırı olduğuna dair iptal davası ve yine İstanbul’dan üyemize verilen ihtar ceza puanına karşı iptal davası açılmıştır. Daha önce açtığımız davalarla birlikte örnek dava sayımız 6’ya çıkmıştır. Bu davaların artmaması için konunun üstünde hassasiyetle duran hukuk büromuza ve hukuk komisyonumuza teşekkür ederiz. AHESEN olarak her platformda mücadeleye devam edeceğiz…
İçeriği İncele

340
AHESEN ANTALYA BASIN AÇIKLAMASINDAYDI
Antalya’da ATO tarafından düzenlenen basın açıklamasına sendikamızı temsilen üyemiz Dr. İlkay EREN katıldı. Dr. İlkay EREN basın açıklamasında yaptığı konuşmada, “Maalesef ki çalışma ortamlarımızda huzur ve can güvenliğimizin olmasını istemek bize çok görülüyor. Hastanelerin girişinde güvenlik cihazları ve görevlileri olmasına rağmen, acil basan-ameliyathane kapısı kıran-yoğun bakımı birbirine katan ve görevi başındaki memuru işini yapmaktan alıkoyan, yaralayan ve hatta öldüren eli silahlı canilerle ortalık kaynarken Aile Sağlığı Merkezlerinde durum daha vahim! Caydırıcı olması beklenen hiçbir önlem olmadan, sadece tek kapıdan geçerek bize ulaşabilecek bu insanlar dışarıda!” dedi. Dr. Eren, “Can güvenliğimiz olmadan her gün çalışmaya devam ederken, hakkımızı aramanın suç sayıldığı bu ortamda, tek derdimizin para olduğu en yüksek perdeden dillendirilerek sağlık çalışanları şiddete açık hale getiriliyor. YETKİLİLERE SESLENİYORUZ! Halkımızın sağlığı-sağlığımız için, Sürdürülebilir Aile Hekimliği uygulaması için, Özlük haklarımız-İş güvencemiz-İnsanca yaşam hakkı için, Keyfiyete dur demek için Başlattığımız mücadelemizde kararlıyız. Durmayacağız. Susmayacağız. Bugün itibariyle 3 gün iş bırakıyoruz. Bugün 14 Mart. Onurlu mesleğimizin gurur günü. TIP BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!“ diyerek konuşmasını tamamladı.
İçeriği İncele

341
AHESEN MECLİS’TE
Yönetim Kurulu Üyemiz Dr. Ahmet Kandemir İyi Parti grup toplantısında, sorunlarımızı ve çözüm önerilerimizi dile getirdi.
İçeriği İncele

342
“MÜCADELEMİZ SONUNA KADAR DEVAM EDECEK!”
İstanbul’da İSTAHED tarafından düzenlenen basın açıklamasına sendikamızı temsilen Yönetim Kurulu üyemiz Dr. Oktay Altun katıldı. Dr. Altun basın açıklamasında yaptığı konuşmada, “Nereden nereye geldik? Pandemide alkışlardan, verilmeyen sözlere… Biz bunları hak ediyor muyuz? Görevden mi kaçtık? Bizim suçumuz neydi? 30 Haziran’da öyle bir yönetmelik çıkardılar ki… Ceza yönetmeliğini hak etmedik! Sayın Cumhurbaşkanı, ‘Doktorlara müjdemiz var’ dedi. 2 bin 505 lira para verileceğini söyledi. Ne oldu bir anda? Kendisi, ‘Doktorlar 2 bin 25 lira ücret alıyor’ dedi. TÜİK verilerine göre 4 kişilik ailenin yoksulluk sınırı 13 bin 500 lira… Doktorların yoksulluk sınırının altında çalışmasını gayet doğal olarak görüyorlar” dedi. AHESEN Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Oktay Altun, “‘Beni Tük hekimlerine emanet ediniz’ sözünden ‘Nereye giderseniz gidin’ sözüne… Sağlığın her bölümünde sıkıntı var. Aile hekimlerine daha özlük haklarını vermekten bile aciz haldeler. Bir yönetmelik çıkardılar, 5 kez işe geç kalsan sözleşmeyi feshetmek yetkisi sağladılar. Denediler ama başaramayacaklar. Kaç tane meslek şehidimiz oldu… Etkin bir sağlıkta şiddet yasası bekledik. Hep bize ‘Çıkacak… Olacak’ dediler. Sonuç ne oldu? Bu konuda mücadelemiz sonuna kadar devam edecek! Bu sorunları her platformda söylemeye devam edeceğiz. Bundan geri dönmeyeceğiz. İşte böyle bir ortamda 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutluyoruz!” diye sözlerini tamamladı.
İçeriği İncele

343
TIP BAYRAMINDA ATA’MIZIN HUZURUNDA…
AHESEN olarak AHEF’in etkinliğine katıldık ve 14 Mart Tıp Bayramı‘nda Ata’mızın huzurunda, Anıtkabir’deydik… Genel Başkanımız Dr. Gürsel Özer yaptığı açıklamada, “103 yıl sonra bugün, yine aynı ruhla mücadelemize devam ediyoruz. Bu sefer çok önemli bir mücadelemiz daha var… Bu kez düşman, toplumumuzu sarmalayan öfke. Tıbbiyeliler hasta ve hasta yakınlarının sözlü ve fiziki saldırısına uğruyor, tartaklanıyor, yaralanıyor, öldürülüyor… Bu şiddeti kabul etmiyoruz. Bu şiddeti hak etmiyoruz. Bir kez daha haykırıyoruz: Sağlıkta şiddet yasası çıkarılsın” dedi. AHESEN Genel Başkanı Dr. Özer, “Son iki yıldır maalesef bayramımızı kutlayamıyoruz. Halkımızın sağlığı için, sağlığımız için… Sürdürülebilir aile hekimliği uygulaması için… Özlük haklarımız, iş güvencemiz için… İnsanca yaşam hakkı için, keyfiyete ‘dur’ demek için amansız bir mücadele içindeyiz. 14 Mart 2022’den itibaren üç gün iş bırakıyoruz. Ata’mızın huzuruna çıkıyoruz. Bugün 14 Mart… Onurlu mesleğin onur günü… Günümüz kutlu olsun!” açıklamasında bulundu.
İçeriği İncele

344
Aile Hekimliği Çalışanları Ne İstiyor?
İçeriği İncele

345
SAĞLIK BAKANLIĞI’NA DUYURUMUZDUR!
Muhtelif valilikler tarafından sağlık bakanlığına yapılan başvurularda sağlık personeli ve özellikle doktorların iş bırakma eylemlerine karşı yapılması gereken idari işlemlerin neler olduğu sorulmuş bu konuda da bakanlığımız E-49635782/929 sayı ve 25/02/2022 tarihli genelgeyle konuya açıklık getirmiştir. Söz konusu genelgeyi iki başlık altında incelemek yerinde olacaktır. 1.Birincisi sağlık bakanlığı personelinin devlet memuru olması dolayısıyla grev ve iş bırakma yapıp yapamayacağını açıklayan ilk bölüm, 2.Yapılması planlanan iş bırakma etkinliğinin anayasaya evrensel nitelikli uluslararası genel hukuk kaidelerine aykırı olduğunu iddia eden bölüm 1. Devlet memurlarının grev yapamayacağı ile ilgili olarak 1.1. Uluslararası hukuk açısından 1.1.1. Devlet memurunun grev yapamayacağı ile ilgili genelgede yer alan yorum; 657 sayılı devlet memurları kanununa atıfla oluşturulmuştur. Oysaki anayasamızın 90. Maddesinde açıkça: …Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası anlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır. Denilmektedir. Anayasamızın bu bağlayıcı hükmü kapsamında ülkemizin de taraf olduğu uluslararası anlaşmalardan 87 sayılı ILO sözleşmesi ile bu sözleşmenin maddeleri kapsamında yorum, inceleme, değerlendirme ve denetim yapan ILO denetim organlarının kararları ve tabii ki AİHM’nin kararları Türk hukukunda üst normlar arasında yer almaktadır. Buna göre devlet memurlarının söz konusu genelgede belirtildiği gibi grev yapamayacağı ile ilgili uluslararası hukuka bakarsak grev hakkı ile ilgili olarak: Çalışanların örgütlenme özgürlüğüne ilişkin 1948 tarihli 87 Nolu Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunması Sözleşmesinin 3. Maddesinde: Çalışanların ve işverenlerin örgütleri tüzük ve iç yönetmeliklerini düzenlemek, temsilcilerini serbestçe seçmek, yönetim ve etkinliklerini düzenlemek ve iş programlarını belirlemek hakkına sahiptirler. Kamu makamları bu hakkı sınırlayacak veya bu hakkın yasaya uygun şekilde kullanılmasına engel olacak nitelikte her türlü müdahaleden sakınmalıdırlar. 8. maddesinde ise: …Yasalar, bu sözleşme ile öngörülen güvencelere zarar verecek şekilde uygulanamaz. Şeklinde hüküm altına alınmıştır. 1.1.2. Bununla birlikte tabii ki AİHM’nin birçok kararı da grev hakkını güvence altına almıştır. 1.2. Ulusal hukuk normları açısından 1.2.1. Yüksek mahkeme kararlarına baktığımızda birçok içtihat niteliği almış kararın bulunduğu görülecektir. Örneğin 1.2.1.1. Anayasa mahkemesinin tayfun cengiz bireysel başvurusunda özetle: Başvuranın üyesi bulunduğu sendikanın verdiği karara uyarak iş bırakma eylemini gerçekleştirdiği ve bu konuda kendisine ceza verilmesinin “toplumsal bir ihtiyaç baskısına tekabül etmemesi” ve ”demokratik bir toplumda gerek olmadığı” sonucuna vararak, başvurucunun sendikal haklarının ihlal edildiğine karar vermiştir. Bu karar bireysel başvurularda EMSAL karar niteliğine haiz olmuştur, 1.2.1.2. Danıştay bazı kararlarında AİHM’nin Kaya ve Seyhan Türkiye kararları ile anayasa mahkemesinin yukarıdaki kararına atıf yapmak suretiyle, bağlı bulunduğu sendikanın kararına uyarak iş bırakma eylemi yapan davacıların, göreve gelmeme eyleminin “sendikal faaliyet” kapsamında kabul edilmesi gerektiği değerlendirilmesinde bulunarak, davacıların bu fiilden dolayı aldıkları cezaların hukuka uygun olmadığına karar vermiştir 1.2.1.3. Danıştay idari dava daireleri genel kurulu, Danıştay 12. Daire ve Danıştay’ın başka birimleri farklı zamanlarda verdiği kararlarda yukarıdaki kararlara atıfla sendikal faaliyet kapsamındaki iş bırakma eylemleri ile ilgili memura ceza verilemeyeceğine hükmetmiştir. Benzer birçok ulusal ve uluslararası karar ve içtihat mevcuttur. Bu açıklamaların ışığında söz konusu genelgede bahsedilen 657 sayılı kanuna göre işlem tesis etme fikrinin en hafif ve iyi niyetli haliyle ancak hukuki kaideleri normlar hiyerarşisini uluslararası ve yüksek mahkeme hukukunu bilmeden cahilce yazıldığını göstermektedir. Aslında ülkemizde sağlık alanında tek yetkili ve en üst kurum olan sağlık bakanlığının böyle bir cahillik içinde olamayacağı son derece açıktır. Bu durum ancak yukarıda bahsedilen ve açıkça memura grev yapma hakkı veren içtihadı göz ardı ederek önümüzdeki günlerde ve gelecekte iş bırakma eylemi yapmak isteyen çalışanlarına gözdağı vermek maksatlı ve son derece art niyetli bir yaklaşım olduğu değerlendirilmektedir. Bu bakış açısı gelecekte iş bırakma eylemi gerçekleştirebilecek sağlık bakanlığı çalışanlarının açıkça anayasa, uluslararası hukuk normları ve sair kanuni haklarını gasp etmek kanuni haklarını kullanmasını engellemek amaçlıdır. Genelgenin ilk kısmı bu mantıkla yazılmış olmasına rağmen ikinci kısımla ilgili olarak yapılan değerlendirmede: 2. iş bırakma etkinliğinin anayasaya ve evrensel nitelikli uluslararası genel hukuk kaidelerine aykırı olduğuna dikkat çekilerek iş bırakma eylemi yapılamayacağı iddiası ile ilgili olarak: yine ulusal ve uluslararası hukuki metinleri gözden geçirdiğimizde 2.1. hem anayasamızda hem de yukarıda sözü geçen uluslararası anlaşma ve diğer hukuki metin ve uygulamadaki temel anlayışa göre çalışanların yapacakları iş bırakma grev gibi eylemler için engel teşkil eden durumlar ülke güvenliği, kişilerin sağlığı gibi genel amme çıkarları olarak belirlenmiştir. Sözü edilen hukuki metinlerde bu engel durumunun varlığının amacı amme çıkarlarının bir grubun çıkarlarından üstün olduğunu belirlemektir. Söz konusu bakanlık yazısında da bakanlığın anayasal görevi olan halka eşit ve sürekli sağlık hizmeti verme yükümlülüğünü öne sürüp yapılacak iş bırakma eylemlerinin bakanlığın bu görevinin yerine getirememesine sebep olacağından bahsedilmiştir. Bunu “Devletin sağlık hakkını vatandaşlarına kesintisiz, sürdürülebilir ve etkin olarak sunulmasını sağlamakla yükümlü olduğu tartışmasız olup bu cihetle sağlık hakkına erişimin sağlanmasından bir an bile vazgeçilmesi düşünülemez.” Cümlesiyle ortaya koymuştur. Yani aslında iyi niyetle vatandaşlarımızın sağlık hakkını koruma görevini yerine getirir görünmektedir. Oysaki Sendikamızca planlanan iş bırakma eylemleri tam da bu amaçla planlanmıştır. 2.2. Şöyle ki: yazıda bahsedilen devletin vereceği sağlık hizmetinin özellikleri açısından 2.2.1. Kesintisiz hizmetin anlamı dünyanın hiçbir yerinde vatandaşın 7 gün 24 saat tüm sağlık hizmetine ulaşabilmesi anlamını taşımaz. 7gün 24 saat hizmet ancak acil servisler, yoğun bakımlar ve yatan hastaların bulunduğu aralıksız hizmete ihtiyacı olan kimseler için uygulanır. Yani örneğin poliklinik hizmeti kesintisiz değildir. Örneğin normal mesai dışı saatlerde acil servisler mesai saatlerinde sağlık hizmeti alamamış/almamış kimselerin normal poliklinik hizmetini alabileceği birimler değildir. Çünkü bu tür acil olmayan hastaların acil başvuruları yüzünden gerçek aciller hizmete ulaşmada zorluk çekmektedir. Bu durumun halkımıza anlatılması ve gereken caydırıcı işlemlerin ve uygulamaların yapılması sağlık bakanlığının görevidir. Ne yazık ki bakanlığımızın bu türlü bir çalışması dahi yoktur. 2.2.2. Sürdürülebilir sağlık hizmeti ise T.C. Kalkınma Bakanlığının 11. Kalkınma planı çerçevesinde SAĞLIK HİZMET KALİTESİ VE MALİ SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK özel ihtisas komisyonu raporu isimli belgede • Sağlık insan gücü • Sağlık hizmetleri sunumu altyapısı • Sağlık hizmetleri kullanımı • Sağlık harcamaları Başlıkları altında incelenmiştir. Raporun sonuç bölümünde: “Sağlık Hizmet Kalitesi ve Mali Sürdürülebilirlik Özel İhtisas Komisyonu’nun iki çalışma grubundan biri olan Sağlık Hizmet Kalitesi Alt Komisyonu tarafından; sağlık insan gücünün niteliği, niceliği ve dağılımına ilişkin sorunlar, performansa dayalı ek ödeme sisteminin sağlık hizmetlerinin kalitesi üzerindeki etkileri, sağlık hizmetlerinde kalitenin ölçümü ve değerlendirilmesi, sağlık bilgi sistemlerinde veri kalitesi ve güvenilirliği, hasta ve çalışan güvenliği, Sağlık Uygulama Tebliği ve Global Bütçe uygulamalarının sağlık hizmeti kalitesine etkileri, sağlık hizmeti kalitesine yönelik ödüllendirici ve caydırıcı mekanizmalar, sağlık hizmet sunumunda kalite ve akreditasyon sistemi, sağlık okuryazarlığı ve sağlıklı kalma bilinci ve sağlık hizmetlerine erişilebilirlik konu başlıkları tartışılmıştır.” Denilmekte ve bu konudaki öneriler olarak da: “• Sağlık insan kaynağının nitelik ve niceliği konusunda gerçek ihtiyacın tespit edilmesi, • Klinik kalite rehberleri geliştirilmesi; bu sürecin ilgili bütün paydaşların tanımlanarak ve görüşleri alınarak yürütülmesi, • Değer bazlı geri ödeme sistemini de dikkate alarak tüm sağlık çalışanlarını kapsayacak şekilde kaliteyi, emeği ve hakkaniyeti ölçen bir ödeme sisteminin geliştirilmesi, • Gösterge tanımlarının standartlaştırılmasının tamamlanması, • Ortak standartların yeniden değerlendirilmesini engelleyecek bütünleşik bir sistemin tasarlanması, • Sağlık Bakanlığı ve SGK arasında veri toplama konusunda koordinasyonun geliştirilmesi ve veri yetkilerine ilişkin çatışmanın giderilmesi, • Tüm sağlık meslek gruplarına yönelik fiziksel ve psikolojik şiddeti önlemeye ve alınan önlemleri izlemeye ilişkin bir kurul oluşturularak eylem planı yapılması. • Ödeme mekanizmalarının revize edilmesi ve acilen TİG sistemine geçilmesinin önündeki engellerin kaldırılması, • Sağlık meslek gruplarının karar mekanizmalarında ve yönetimde temsiliyetlerinin artırılması, • Kalite ve verimliliğin mülkiyet bazlı değil, fonksiyon bazlı değerlendirilmesi. • Toplumun sağlık konusunda bilinçlendirilmesi ve halk sağlığı uygulamaları gibi hususlara yer verilerek “hastalığı değil, sağlığı yönetmeye” yönelik çalışmaların planlanması” Sıralanmıştır. Bu raporda eksik olan diğer bileşenler yanında sağlık insan gücünün nitelik ve nicelik açısından değerlendirilmesi yanında iş memnuniyeti açısından değerlendirilmemesidir. Bu konuda 2010 yılında sağlık bakanlığı tarafından yapılmış olan sağlık personeli memnuniyet anketi bulgularına ile 2017 de yapılan Türkiye sağlık personeli memnuniyet araştırması sagem 2017 sonuçlarının birlikte değerlendirilmesi ve karşılaştırılmasıyla şu sonuca ulaşılmıştır. • Sağlık çalışanlarında memnuniyet 2010 da ve 2017 de en düşük birinci basamak çalışanları ile asistan hekimlerde en yüksek ise sağlık bakanlığı merkez teşkilatındadır. • 2010 da üçüncü basamak hastanelerde daha daha düşük olmasına rağmen aradan geçen 7 yıl birinci başmağın daha aşağı inmesine sebep olmuştur. Yani özetle özellikle birinci basamak çalışanları arasında iş memnuniyeti bağlılık ve motivasyon tüm sağlık çalışanlarının en alt düzeyindedir. Bu veriler bakanlığın kendi yayınladığı verilerdir. 2.2.3. Etkin sağlık hizmeti kavramı sunulan sağlık hizmetinin dünya standartları ve insani değerler açısından işe yararlığını ve mali yönden fiyat performans etkinliğini içermektedir. Bu bakışı yine yukarda bahsi geçen bakanlık verilerinde görmekteyiz. 3. Sonuç olarak: Bakanlığın söz konusu yazısı hukuki açıdan tamamen art niyetli hukuka uyguluğu olmayan çalışanlarına gözdağı vermek amaçlı yazılmış bir yazı olup insani ve ahlaki değerlerden dem vurulan ikinci bölümünde ise aslında daha önce devletin başka kurumlarının kararlarına önerilerine ve hatta kendi bünyesinde oluşturduğu çalışma gruplarının karar ve önerilerine tamamen zıt yönde bir bakış açısı sergilemektedir. Yazıda geçen anayasamızın 17. Ve 56. Maddelerinde geçen görevlerini hakkıyla yerine getirememiş bir bakanlığın yönetsel sorunlar olmasını göz ardı edip bu konudaki sorumluyu yine sağlık personeli olarak gösterme çabasından ibarettir. Oysaki yukarıda bahsi geçen araştırma ve öneriler doğrultusunda iş ve işlemler yapılsa zaten bugün içinde bulunduğumuz durumda olmamız düşünülemezdi bile. Bu bakış açısıyla bakanlığın bu yazıyı geri çekmesi ve aşağıdaki listede yer verilmiş olan düzenlemeleri sendikamızın iş bırakma eylemi olarak karar verdiği 14-15-16 Mart tarihine kadar yapması zaten bu tür bir eyleme gerek kalmamasına ve bakanlığın da üstüne atılı hizmeti tam olarak yerine getirmiş olmasına sebep olacaktır. Aşağıdaki listedeki talepler aslında uzun süredir tüm Türkiye’deki STK’ların dile getirdiği ancak bakanlıkta karşılık bulamayan ama aslında bakanlığın kendi yayınladığı metinlerde olması gerekenler diye listeledikleridir. Sağlık sistemimizin temeli olan birinci basamak ya da uluslararası adıyla temel sağlık hizmetlerinde yaşanan sorunlar için yapılması planlanan eylemde taleplerimiz aşağıdaki gibidir: 1. En önemlisi ve en olmazsa olmazı yapılacak tüm düzenlemelerin sahayı temsil eden STK’lar ve örgütlerle ortaklaşa kurulacak kurullar eliyle yapılmasıdır. Çünkü ne yazık ki bakanlık sahadan bihaber görünmektedir. 2. En önemli ikinci konu hastalarımızın da kendi sağlıkları konusunda sorumluluk almaları gerektiğidir. Yani akla ve mantığa uygun şekilde bilimsel gerekçelerle sağlık hizmetini almasının sağlanmasıdır. Bunun için örneğin gebelik bildirimleri konusunda hastaya sorumluluk verilmelidir. Her yıl belirli miktarda örneğin ağrı kesiciden sonrasını devlet ödememelidir. Belirli standartlara göre sevk sistemi çalıştırılmalıdır. Bu konuda örnekler çoğaltılabilir. Önemli olan hastanın aldığı sağlık hizmeti konusunda kendisine de sorumluluk verilmesidir. 3. En önemli üçüncü konu ise sağlıkta şiddet konusudur. Hekim ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin en kesin ve en ağır şekilde affedilmez şekilde cezalandırılması esastır. 4. Ödeme ve sözleşme yönetmeliği Demokles’in kılıcı gibi aile hekimliği sisteminin tepesinde yer almaktadır. Acilen bu yönetmeliğin sahanın fikrini alarak yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. 5. Hastalarımıza bilimsel ve çağın gerektirdiği standartlarda hizmet verilebilmesi için maddi kayıp yaşatılmadan, kayıtlı hasta sayılarının 2500 üst sınır konması ve planlamaların buna göre yapılması gerekmektedir. 6. Birinci basamak hizmeti ile bağlantılı olmayan tek hekim raporlarının belirli bir düzenleme ile verilmesi ve gereksiz raporların önüne geçilmesi ve kurumların kendi belirledikleri format ve özellikteki rapor talepleri için bakanlığın bir genelge veya benzeri bir mevzuat düzenlemesiyle sağlık dışındaki tüm kurumları düzene bağlaması gerekmektedir. 7. Entegre ASM’lerle ilgili sorunların düzenlemesi gerekmektedir. 8. Adli nöbetler gibi uygulamanın yeniden düzenlemesi gerekmektedir. 9. Özel ASM’lerin sorunları, fatura ödemeleri, çalışanların ödemeleri, gruplandırma kriterleri gibi konular sahadan gelecek uyarılara göre düzenlenmelidir. Bu sayılan düzenlemelerin yapılabilmesi için bakanlığın söz konusu yazısına istinaden sendikamızın aldığı karar gereği 14-15-16 Mart’taki eyleme kadar somut adımlar gerekmektedir. Aksi takdirde sendikamızın ulusal ve uluslararası hukuk kaidelerine son derece uygun olarak gerçekleştirme kararı aldığı iş bırakma kararı uygulanacaktır. Ayrıca taleplerimiz konusunda bakanlıkça gereken adımlar atılmazsa eylemlerimiz artarak devam edecektir. Ve bu eylemler dolayısıyla bahsedilen bakanlık yazısına istinaden uygulanabilecek her türlü yaptırım uygulayanlar hakkında anayasal hakları gasp ve ihlal kapsamında sendikamız tarafından her türlü hukuki işlemle takip edilecektir.
İçeriği İncele

346
SENDİKAL HAKKI ENGELLEMEYE YÖNELİK YAZI YAZANLARA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNUYORUZ!
KAMUOYUNA Yönetim hizmetleri genel müdürlüğü yazısı sendikamızı, üyelerimizi ve faaliyetlerimizi tehdit eden hukuk dışı bir yazıdır. Hukuk, bu yazıyı yayınlayanların değil, Anayasal barışçıl bir hak olan “Hak Arama” mücadelesindekilerin yanındadır. TCK 118 maddesindede “Sendikal Faaliyeti Hukuka Aykırı bir Faaliyetle Engelleyen Kişilerin Cezalandırılacağını” açıkça söylemektedir. Avrupa Insan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 11. Madde, Anayasa’nın 51. Maddesi ve Kamu Sendikaları Kanunu’nda açık ve emredici olarak sendikal faaliyet kapsamında iş bırakmayı yasal kabul etmiştir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (İDDK) ve onlarca Danıştay içtihadı sağlık çalışanlarının iş bırakma kararı almasının yasaya aykırı olmadığını kabul etmiştir. Danıştay İDDK (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu) “Sınırlanabilir bir hak olan sendika hakkı, Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma rejimine tabidir. Anayasa’nın 51. maddesinde sendika hakkına yönelik sınırlama nedenlerine yer verilmiştir. Ancak, bu özgürlüklere yönelik sınırlamaların da bir sınırının olması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçütlerin göz önünde bulundurulması zorunludur”. Sendikal hak, anayasal çerçevede sınırlanabilir. Bir temel hakkın sınırlanması için kanuni düzenleme, ölçülülük, meşruluk ilkelerinin hepsinin bir arada olması gerekir. Sağlık çalışanlarının her gün şiddete maruz kaldığı, can güvenliklerinin olmadığı, özlük haklarının meslek onuruna ve icrasına yakışmayacak kadar olumsuz koşullar içerdiği üstelik aile hekimleri çalışanlar açısından hiçbir kanuni dayanağı olmayan mobingi yasal hale getirmeye çalışan iş güvencesini tamamen ortadan kaldıran bir fiili birden çok madde ile tekrar tekrar cezalandıran yönetmeliklerin çıkarıldığı bir dönemde yasal olarak kurulmuş ve yasaların verdiği hakka dayanarak alınmış iş bırakma kararları AİHM ölçülülük kriterlerine uygundur. Kaldı ki, daha eylem başlamadan eylemi yasa dışı, eyleme katılanları suçlu ilan etmek hukuk devleti ilkesine, erkler ayrılığı ilkesine, masumiyet karinesine, adil yargılanma ilkesine, aykırıdır. Bir kamu görevlisinin kanundaki herhangi bir disiplin suçunu işlediğine dair şüphe oluşmuşsa bu kişi hakkında tafrasız ve etkin bir soruşturma başlatılır. Bütün deliller toplanır ve fiilin suç olduğu tespit edilirse kanunda belirtilen disiplin cezası uygulanır. Nasıl ki yıllık izindeyken işe gelinmiyorsa, hastalık halinde işe gelinmiyorsa, sendikal faaliyet kapsamında da işe gelinmeyebilinir. Burada bir yasadışılık olup olmadığına fiile özgü yapılan soruşturma neticesinde karar verilir. Hiçbir idari makam, adli makamlar yerine yargılama yapmadan karar veremez. Hiçbir anayasal hak, baştan yasadışı kabul edilemez. Hukuk devleti bireylerin haklarını korumak, erkler ayrılığı idaricilerin kendilerini yargının üstünde görmesini engellemek için vardır. Daha eylem başlamadan yapılan bu açıklamanın hukuki dayanağı yoktur. Tam tersine hukuka aykırıdır. Sendikal faaliyeti engellemeye yöneliktir. Suç olan sendikal faaliyete katılmak değil, yasaların verdiği hakları yasa dışı yöntemlerle ihlal etmeye çalışmaktır. Yargının yerine geçerek gerçekleşmeyen bir fiili suç, kişileri suçlu gösteren idarecilerin yaptığı suçtur. Yasal ve barışçıl “hak arama” hakkımız hukuka aykırı hiçbir yöntemle engellenemez. Ülkemizin bağımsız mahkemeleri dışında hiçbir yönetici kamu çalışanını suçlu ilan edemez. Hukuk komisyonumuz ve hukuk danışmanımız Uğurlu hukuk bürosu tarafından yukardaki görüşlerine yönetim kurulumuz da iştirak etmiş ve Yönetim hizmetleri Genel müdür vekilinin iş bırakma eylemi konulu yazısı nedeni ile hakkında TCK 118 sendikal faaliyeti engelleme suçundan dolayı suç duyurusunda bulunmaya karar vermiştir. AHESEN YÖNETİM KURULU
İçeriği İncele

347
TALEPLERİMİZ KARŞILANANA KADAR EYLEMİMİZ SÜRECEK!
AHESEN Genel Başkanı Dr. Gürsel Özer, 17-18 Şubat İş Bırakma eyleminde söz alarak talepleri karşılanana kadar eylemlerini sürdüreceklerini belirtti ve şunları söyledi: “Bu aymazlık, vurdumduymazlık, kör olmak devam ettiği sürece biz daha bu meydanlarda çok toplanırız. Biz, burada olmak istemiyoruz. Bakanlığın uygulamaları bizi buraya getirmek zorunda bırakıyor. Biz, iş bırakmak istemiyoruz, aile sağlığı merkezinde olmak istiyoruz. Şov çok gördük. Meclis’te herkes alkışladı, bütün vekiller, ama şiddeti engelleyecek bir kanun çıkarmadılar. Sadece şov ve algı çıkardılar. Yeni bir kanuna ihtiyacımız var. Şiddete uğruyoruz, mobbinge uğruyoruz biz. Her şey yolunda giderken pandemide biz, hiçbir aile hekimliğinin, dünyadaki çok azının, Avrupa’nın hiç yapmadığı Covid-19 aşılarını yaptık. Üç senede yapılması gereken okul aşılarını yaptık. Angaryalarla uğraştık, hizmeti hiç bölmedik. Peki bize ödül olarak ne geldi? Covid olanların parası kesildi. ‘Ek ödeme veriyoruz’ dediniz, vermediniz. Biz istemedik. Bizim isteğimiz sadece hak edişlerde ve cari ödeneklerde düzeltmeydi. Yapmadınız. Biz, bu aymazlık, vurdumduymazlık, akıl dışılık devam ederse hep bu meydanlarda olacağız. Bu ay 2 gün, bir dahaki ay 3 gün, artarak devam ettireceğiz.”
İçeriği İncele

348
ÜYELERİMİZLE BULUŞTUK
17-18 Şubat 2022 tarihinde ceza yönetmeliğinin geri çekilmesi, hak ediş ve cari gider kayıplarımızın telafi edilmesi, şiddete karşı etkin ve caydırıcı kanun çıkarılması için 2 gün iş bıraktık. 17 Şubat tarihinde illerinde ve Ankara’da yapılan ortak basın açıklamalarına Yönetim Kurulu Üyelerimiz katılmış olup İstanbul basın açıklaması sonrası İstanbul üyeleriyle öğle yemeğinde buluşuldu. 18 şubat tarihinde Denizli ve İstanbul’da kahvaltı organizasyonları gerçekleştirildi. Üyelerimizin değerli görüşlerini dinlemek, süreci değerlendirmek ve önerilerini duymak üzere her fırsatta bir araya gelmeyi istiyoruz. Üyelerimizden gelen geri bildirimleri önemsiyor, il il buluşma etkinliklerimize devam etmeyi planlıyoruz.
İçeriği İncele

